Matematik Öğretmeninin Gözünden Sınıf

Biz film izlediniz ve çok hoşunuza gitti. Bunu hemen başkaları da izlemeli diye düşünerek en yakınınızdaki kişilere anlatmaya başladınız. Yakın arkadaşlarınız sizin öneriniz üzerine bu filmi izledi ve film hakkındaki tek yorumları “İğrenç” oldu. Ne hissedersiniz? İşte ben bu duyguyu 10 senedir yaşıyorum.

Bir müfredat düşünün kimse sevmiyor, kimse istemiyor ve siz bunu öğretmekle yükümlüsünüz. Devlet zoruyla elinizdeki bilgiyi satmanız isteniyor. Satış sonrasında da herkesin çok iyi olduğunu düşünmesi beklentisi de cabası. Şirketin ürettiği hatalı bir ürünü mükemmel gibi gösterip satmaya çalışan satış temsilcileri gibi hissediyorum bazen kendimi. Üstüne üstlük şirket müşterileri arayıp hatalı üründen memnun kalıp kalmadıklarını soruyor.

Bir de şöyle düşünün. Sabah enerjik bir şekilde girdiğiniz bir toplulukta enerjinizi alan kişiler var. Ne hissedersiniz? İsteksiz, ilgisiz, heyecansız ve yaşama istekleri gitmiş bir grup insan içinde bunu yapmak zorundasınız. Sizin için önemli bir konuyu arkadaş çevrenizde anlatırken birkaç kişinin sizi dinleyip diğerlerinin “Hadi bitir artık” bakışlarıyla karşı karşıya kalmak.

Peki bu sorunu nasıl aşıyoruz? Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır hesabı herkesin kendine göre marifetleri var. Mesela en çok sorulan soru olan “Hocam, bunlar nerede işimize yarayacak?” sorusunu aşmak için yaratıcı dramalar yaptırıyoruz, içinde geçen. Zeka oyunları oluşturuyoruz, problem çözme becerilerini geliştirmek için onları günlük hayattan problemlerle karşı karşıya bırakıyoruz.

Problem demişken kitapların yaptığı da aslında ayrı bir hakaret. Bir problem soruyorsunuz, problemde kullanılması gereken tüm bilgileri veriyorsunuz ve çocuğun formülde yerine koyarak (veya çözüm yöntemi adımlarını izleyerek) çözmesini bekliyorsunuz. Karşınızdaki kişiyi daha çok aşağılayıcı bir şey olamaz herhalde. Üstüne üstlük çözümü doğru mu değil mi kontrol etsin diye arkasına bir de cevap anahtarı koyuyorsunuz.

Oysa ki gerçek hayatta öyle mi? Süzülmesi gereken ve ayıklanacak o kadar çok bilgi var ki, hangisi işinize yarar hangisi yaramaz bilmediğimiz gibi bir de yararmış gibi görünenler var. Bir de üzerine hemen ulaşamadığımız sonuçlar ekleniyor. Sonuçların doğurduğu yeni problemler falan derken uzayıp gidiyor.

Demek ki “Bu bizim işimize nerede yarayacak” demekle haklıymış çocuklar 🙂 Neyse bir de matematikte çok başarılı olması için çocukları zorlayan aileler var. Bu durum ise sadece şu sonuca çıkıyor? “Hocam bu yaptığım ödev ile birlikte puanım ne kadar artacak?” Bu durumu bir proje yürüttüğü için çalıştığı şirketten prim isteyen bir çalışana benzetiyorum. Yapması gerekeni, yaptığı için ödül bekleyen bir kişi. Garip.

Bu durumda ne yapılması gerekiyor? Gerçek problem çözebilen, öğrenme konusunda istekli, kendini geliştirme çabasında olan kişiler yetiştirmemiz gerekiyor. Tüketen değil, üreten. Çeşitli ilgi alanları ve hobileri olan kişiler. Peki bunu nasıl yapacağız? İşte burası çok tartışılacak bir konu. Dersi somutlaştırmak, rol model olmak, onları doğru yönlendirmek, aile eğitimi önemli konular arasında. Çok değişkenli bir ortam ile kendinizi karşı karşıya kalmış gibi hissediyorsunuz ve aşılması zor gibi geliyor ama bir gün olacaktır. Umudumuzu yitirmeyelim.

Benzer Makaleler

Yorumlar